29 Mart 2008
Günlüğüm yıllığa yakınsarken...
30 Aralık 2007
İkibinyediye dipnotlar...
15 Aralık 2007
E-Devlete Doğru: E-imza ve Mobil İmza
Özetle, şu an ülkemizde 20 milyon kullanıcısı olan internet gibi, tüm operatorlerin toplam 62 milyon abonesinin kullandığı cep telefonu gibi, sadece Visa'nın Avrupa'da saniyede ortalama 800 işlemin yapıldığı kredi kartları gibi dijital imzalar bu hızla devam ederse bir kaç yıl içinde muhtarlığın, belediyenin, iskinin, askinin, noterin, bankaların, ve devlet dairelerinin yolunu unutturucak derim... Haliyle, dijital imzalar hukukçusundan bilgisayar bilimcisine kadar tartışılarak günlük hayatta yerini bulacak gözüküyor... Konuyla alakalı daha detaylı bilgileri bulabileceğiniz link ile yazımı sonlandırayım: Türkiye'nin İlk E-imza Portalı
14 Aralık 2007
ISCTurkey
Konferansın ana teması mobil imzaydı. Hakikaten de sunum ve tartışmaların yarıdan fazlası mobil imza ve e-imza etrafında gerçekleşti. Bu konuyla alakalı ayrıca hayata bir dipnot daha düşmeyi düşünüyorum. Konferansta aktivite olarak iş dünyası yöneticilerinin bilişim güvenliği hakkında bilgi paylaştıkları bir panel, davetli konuşmacıların konuşmaları, bilimsel bildiri sunum oturumları ve poster sunumları, şirketlerin standları, Microsoftun temel seviyede bildiklerimi indekslememi sağlayan ve biraz bilgi dağarcığımı genişleten bilgi güvenliği kursu, ve şirketlerin kendi açımdan verimli olduğunu düşündüğüm teknik uygulama sunumları yer almaktaydı. Konferanstan umduğumla ayrıldığımı düşünüyorum ve devamını bekliyorum. İçeriği ile ilgili yazılarım devam edecek...
06 Aralık 2007
Japonya Serisini Noktalarken...
Shinkansen: 1964 Tokyo Olimpiyatları ile hizmete açılan o günden bugüne ciddi manada kaza geçirmeyen(Sadece bir defa 2004'teki 7 şiddetindeki Chūetsu Depreminde raydan çıkmıştır... Yine de ölü veya yaralı yok çünkü depremi farkedip yavaşlama özelliğine sahip) hızlı tren... Shinkansen 2. Dünya Savaşı geciktirmiş olsa da Dünya'daki ilk hızlı trendir... İlk kurulduğunda azami 200 km/saat yapan hızlı trenler, şu an 300 km/saat yapabilmektedir... 2003'te maglev(manyetik kuvvetle raya temas etmeden yol alan tren) teknolojisiyle 581 km/saat ulaşarak dünya rekorunu kırmış aynı zamanda... Manyetik teknoloji olmayanlar ise 1996'da 443 km/saat test sürüş hızına ulaşmış... Kyoto'dan Tokyo'ya Shinkansen(bilet ücreti=yaklaşık 130 YTL, uzaklık= 510 km.) ile 2 saat 20 dakikada vardım. Daha önce karadan bu kadar hızlı giden bir araca binmemiştim. Hızlı tren haricinde şehirlerarası tren hatları da bize göre çok fazla kullanılıyor. Şehir içi metro ve tren hatlarıyla demiryolu ulaşımı trafik ve çevre sorunlarını ortadan kaldırıyor.
Karayolunu da ihmal etmemişler; şehirler arası anayolların geneli oyuksuz ve nizami birer otoyol... Yukarıdaki resimde otobüs durağından bir kare: Kuyruğu düzenlemek için yere oklar ve çerçeveler çizilmiş. Detaylar ve düzenin işaretleri... Bunun yanında yolda yürürken toz ve çamur göremezsiniz. Artı şiddetli depremlere dayanıklı gökdelenler ve ilginç tasarımlı katlı otoparkları(görmek nasip olmadı ama:-( )... Kısacası yolları ve binaları ile imar ve inşaat alanında bizimle kıyaslanamayacak derecede gelişmiş bir memleket...
Yukarıdaki resimdeki tümsek aynalar ülkemizde de nadiren kullanılmakta ama bu aynaların hiç bu şekilde hayatı kolaylaştıracağı aklıma gelmemişti... Dar sokaklar ve garaj çıkışlarında kullanılmakta Japonya'da... Japonlar iş güvenliğine acayip dikkat ediyorlar. Bir çok işte robotlar ve otomasyon sistemlerini kullanrak mümkün olduğunca az adam çalıştırırken mesele iş güvenliği olunca adam sayısını artırıyorlar. Motorsikletlere öyle kasksız binen göremezsiniz... Aşağıdaki resim de bu konudaki titizliklerine bir örnek...
Güvenlikle alakalı diğer bir mevzu ise, Japonya bayağı tekin ve sakin bir ülke... Bizim jeopolitik konumumuz ve terör gibi faktörler kaynaklı bazı güvenlik problemlerimiz var... Örneğin herhangi sahipsiz çanta veya poşet bizi heyecanlıdırıverir: acaba bomba mı? gibisinden... Ama orası o konuda rahat. Mesela istasyonlarda genelde aşağı resimde görülen coinlocker(metal paralı kilitleyici)lar bulunmakta... Ve insanlar rahatlıkla bozuk para atarak(boyutlarına göre 300,400,500,600 yen gibi...) bavullarını koyabilmekteler... Dahası ülkenin refah seviyesinin yüksek olmasından hırsızlık ve kapkaççılık bize göre çok daha az...
Japonlar bizim köşelerdeki büfelerin ve bilet gişelerinin yerine otomatları kullanmaktalar... İçecekten telefon kartına, sigaradan içmeye hazır sıcak sütlü kahveye bir çok şey otomatlardan satın alınıyor... Aşağıdaki resimde görülen otomatları her yerde görmek mümkün... Hatta istasyonlarda tren biletlerini bile biletmatiklerden alıyorsunuz... Bu konuda Nara'dan Kyoto'ya bilet alırken alfabeye yabancılığımdan biraz zorlandığımı itiraf edeyim.
Son resimde de tam Japonlara has bir çözüm görülüyor: Suşi yemeklerini ücretine uygun bir tabakta getiriyorlar. En son boş tabakları toplarken hangi tabaktan kaç tane servis yaptıklarını bulup hesap çıkarıyorlar...
Aslında oradan göze takılan ve takıl(a)mayan bir çok Japonca yaklaşım daha sıralanabilir. Bu seride öncelikli amacım Japonya ve insanı hakkında okuyanları fikir sahibi yapmak... Başka bir ülkenin profilini çıkarmaktı... Dahası günlüğü okuyanlar ile yol arkadaşlığı ve gezilen yerlerin güzelliğini paylaşmaktı... Umarım bu amaçlara kısmen de olsa ulaşabilmişimdir. Japonya hakkında sonuç olarak, insanın hakkettiği değeri gördüğü ve işi üzerine ciddi derecede kafa ve kalp yorduğu bir ülke, detayları es geçmeden pratik çözümler ile hayatlarını kolaylaştıranların ve renklendiren orjinal insanların ülkesi... Ufkumu bir gömlek daha açtığına inandığım bir ülke...
25 Kasım 2007
Tsukuba Bilim Şehri

Japonya'ya gelip Kanji yazmadan olmaz tabii... Adımı japonca yazmaya çalışırken bir kare... Aşağıda da Japonya'daki zon ziyaret mekanım görülmekte: Ushiku şehrindeki Guinness rekorlar kitabına 100m.lik boyuyla Dünya'nın en uzun heykeli olarak geçmiş Ushiku Daibutsu görülüyor... 

Son durağımı da gezdikten sonra istikamet Narita... Ve 14:00 uçağı ile İstanbul'a doğru yolculuğum başladı saat 20:35'te Atatürk Havaalanında memlekete Japonya toprağının hayatıma düştüğü dipnotlarla ayak bastım.
09 Kasım 2007
Tokyo: Doğunun Başkenti

05 Kasım 2007
Sayoonara Japonya! Doomo Arigato...
03 Kasım 2007
Kyoto: Altın, Gümüş ve Kaya!
Kyoto'nun en ünlü yeri Japonya'nın simgelerinden biri ünlü Altın kaplamalı tapınak: Kinkakuji...
İmparatorluk Komutanlarından Ashiaga Yoshimutsu, emekliliğini geçirmek üzere inşa ettirdiği kompleksteki elemanlardan biri Altın Bina, 1408 yılında Yoshimitsu'nun ölümünden sonra Zen tapınağına dönüştürülmüş... Altın kaplama olmasının yanında acayip bir doğal güzellikle bütünleşmiş... Birbirilerini müthiş derecede tamamlıyorlar...
Altın yapıldı bir de gümüşünü yapalım diye bir girişim de 1482'de Shogun Ashiaga Yoshimasa tarafından gelmiş... Yapı Kinkakuji'ye benzetilmiş ama gümüş kaplama o günden bugüne bir türlü gerçekleşememiş...
01 Kasım 2007
Nara'dan tren gider, Kyoto'ya zarı zarı!
Nara'nın bitki örtüsüne dair Nara Park'tan parlak bi kare... Aynı zamanda dikkati çeken başka bir nokta: Japonların bahçecilik mantığı ortaya karışık şeklinde... Genelde aynı bahçede çok çeşitli ağaçlar ve bitkiler oluyor. Japon bahçesi

